Ana Sayfa Politika YENİ BİR SİYASİ HABİTAT GEREKLİLİĞİ

YENİ BİR SİYASİ HABİTAT GEREKLİLİĞİ

0
94

Türkiye uzun yıllar boyu yasadığı en temel sorunlar ile yüzleşme için kaçınılmaz bir fırsata sahip durumdadır.   Türkiye, devletin rolü üzerine hem pratik hem de felsefi olarak derinlemesine bir yüzleşmeyi yapmak zorundadır.

Türkiye’de özgürlük ile güvenlik dengesi arasında her zaman bir çatışma yaşanmıştır.  Devlet için her zaman zararlı fikirler var ola gelmiştir.  Türk devleti ve  buna koşut olarak Türk siyaseti hain üretmekte aşırı mahir olmuştur.  Türk adalet sistemi, devletin genel tavrına bağlı olarak bu ¨zararlı kişileri ve fikirleri¨ cezalandırmak için bir araç haline gelmiştir.

Asker ve Sivil bürokratlar kendilerini Devletin hamisi olarak görmüşlerdir.  Siyasiler ve haliyle halk yönetime ancak, bu iki unsurun müsaade ettiği ölçüde dahil olabilmiştir.  Özgürlük ve güvenlik dengesinde her seferinde güvenlik ağır basmıştır.  Bu denge mücadelesinde de her devrin bir kaybedeni olmuştur.  Bu çatışma sonucunda gelinen nokta itibariyle Türkiye’de toplumun mağduriyetten nasibini almamış bir kesimi ve grubu neredeyse kalmamış gibidir.   Son yaşanan Balyoz ve Ergenekon süreci ile 1960’dan bu yana devletin ve sistemin bekçisi konumunda olan TSK’da devlet eliyle mağdur edilenler kervanına katılmıştır.

Türkiye’de sivil siyaset, devletin bürokrat entelijansiya’nın tahakkümünü belli dönemlerde hep kırma gayretine girişmiştir.   Demokrat Parti ¨Yeter Söz Milletin¨ sloganı ile iktidara gelmiştir.  ANAP ¨Fikir, İnanç ve Teşebbüs Hürriyetini¨ tesis edeceğim iddiası ile büyük oy çoğunluğu ile iktidarı elde etmiştir.  Son olarak Adalet ve Kalkınma Partisi, her türlü vesayet ile mücadele edeceği iddiası ile ezici bir halk desteği ile iktidara gelmiştir.  Bu üç partinin iktidar serüvenleri incelendiğinde her üçünün de, mücadeleye giriştikleri iktidarı dönüştürmek yerine onu ele geçirmek üzere çabaladıkları ve zaman içerisinde de (her örnekte farklı yoğunlukta) şikayet ettikleri otoritenin temel savunucusu ve kollayıcısı konumuna savrulmuş şekilde kendilerini bulmuşlardır.

Türkiye’de bürokratik oligarşi ve onun payandası konumunda olan juristokrasi eliyle siyaset hep kendisine çizilen sınırla içerisinde hareket etmeye zorlanmış, o alanın dışına çıkan siyasi figürler ise zaman içerisinde iktidarın merkezine yaklaştıkça, o merkeze uyumlu bir başkalaşım göstermiştirlerdir.   

Günümüzde geldiğimiz nokta itibariyle, devlet eliyle mağdur edilmeyen hiçbir zümre ve sınıf kalmamıştır.  En son noktada, 15 Temmuz ile bizatihi devletin kendisi, içinde ki bir yapı tarafından doğrudan hedef alınmıştır. 

Rakiplerini hedef aldığı sürece bu sisteme ses etmeyen, mümkünse bu sistemi ele geçirerek rakiplerini elemine etme arzusunda olan sivil siyaset, yaşanan bu süreçte bence en önemli sorumludur.

Türk siyaseti yüzleşmelidir.  Öncelikle düşük profilli, liderin emir kulu olan figürler ile yüzleşmelidir.  Sonrasında ise kaypak, başarıya giden her yol mubah diyenlerle devam etmelidir bu yüzleşme.  Ardından rant kaygısı ile o partiden bu partiye, o görüşten bu görüşe savrulan her devrin kazananları ile devam edilmelidir yüzleşme.  Ancak hiç tereddütsüz olarak her siyasi grup, kendi elleri ile mağdur ettikleri sosyal kesimler ile yüzleşmelidir.  Hukuku aparat kılanlar ve devleti vatandaşa hizmet eden bir araç olmaktan öteye kutsal bir varlık konumuna taşıyarak, mağduriyetlerini legitime edenler ile yüzleşmelidir.  Bu yüzleşme olmadan Türkiye’de yeni bir siyaset dilinin ortaya çıkması çok zordur. 

Türkiye, yeni nesil siyasetçiler için siyasi habitatı değiştirmekle işe başlamalıdır.  Bu habitat; dürüst, namuslu yüzlerin siyasette ayakta kalmasına imkan verecek temel ekolojik ortamı yaratacaktır.   Önce yüzleşme tamamlanmalı, arkasından da yeni siyasi habitatı inşa süreci başlamalıdır.  Bu yeni habitat, köhneleşmiş, kökleşmiş ve yerleşik siyaset bezirganlarının sonunu getirecektir.  Türkiye her kesimden mağdurun oydaşmasına imkan sunan tarihi bir fırsat yakalamıştır.  Yaşanan acıların üzerine ortak bir gelecek kurmak zorlu bir süreç olacaktır, ancak bunu gerçekleştiremezsek bu fırsatın tüm kesimleri ile toplumun önüne tekrardan ne zaman geleceği büyük bir muammadır.  Türkiye, tüm toplum kesimleri ile bu büyük buluşmayı sağlamalıdır.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın