Gandhi Kemal Olarak Başladı Gollum Kemal Olarak Bitiriyor
Mahatma Gandhi, ya da doğum adıyla Mohandas Karamchand Gandhi, yalnızca Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesinin lideri değil, aynı zamanda 20. yüzyılın siyasi ve ahlaki düşüncesine yön veren en etkili şahsiyetlerden biridir. Britanya sömürge yönetimine karşı yürüttüğü mücadelede silahlı direnişi değil, ahlaki meşruiyeti ve toplumsal vicdanı temel alan bir yaklaşımı benimsemiştir. Bu yönüyle Gandhi, siyasi gücün yalnızca zor kullanma kapasitesinden değil, haklılıktan ve toplumsal rızadan da kaynaklanabileceğini göstermeye çalışmıştır.

Gandhi’nin düşüncesinin merkezinde ahimsa, yani şiddetsizlik ilkesi yer alır. Ona göre adaletsizliğe karşı mücadele etmek zorunludur; ancak bu mücadele, rakibi yok etmeyi değil, onun vicdanına seslenmeyi amaçlamalıdır. Bu anlayış, Gandhi’nin savunduğu sivil itaatsizlik yönteminin de temelini oluşturmuştur. Haksız ve adaletsiz olduğuna inanılan kurallara barışçıl biçimde karşı çıkmak, ona göre hem bireyin ahlaki sorumluluğu hem de toplumsal dönüşümün meşru aracıdır.
Gandhi’nin geliştirdiği bir diğer önemli kavram ise satyagraha, yani “hakikatin gücü” veya “hakikate bağlılık” düşüncesidir. Bu yaklaşım, fiziksel güçten ziyade ahlaki üstünlüğün ve kararlı pasif direnişin sonunda siyasi değişim yaratabileceği inancına dayanır. Gandhi, sömürge yönetimine karşı verilen mücadelenin yalnızca siyasi bir bağımsızlık arayışı değil, aynı zamanda insan onurunu ve özgürlüğünü koruma mücadelesi olduğunu savunmuştur.
Bunun yanında Gandhi, yoksullukla mücadeleyi, sade yaşamı ve etik siyaseti de siyasal düşüncesinin ayrılmaz parçaları olarak görmüştür. Kendi yaşam tarzıyla savunduğu değerler arasında uyum kurmaya çalışmış; gösterişten uzak, mütevazı bir hayat sürerek siyasi liderliğin aynı zamanda ahlaki bir sorumluluk taşıdığını göstermeyi hedeflemiştir.
1930 yılında gerçekleştirdiği ve dünya tarihine geçen Tuz Yürüyüşü, Gandhi’nin düşüncelerinin en somut sembollerinden biri hâline gelmiştir. İngilizlerin tuz üzerindeki tekeline karşı başlatılan bu barışçıl eylem, kısa sürede milyonlarca insanın katıldığı kitlesel bir direniş hareketine dönüşmüş ve Hindistan bağımsızlık mücadelesinin uluslararası alanda görünürlüğünü artırmıştır. Gandhi’nin liderliğinde yürütülen bu tür kampanyalar, daha sonraki yıllarda dünyanın farklı bölgelerindeki özgürlük ve insan hakları hareketlerine de ilham vermiştir.
1948 yılında bir Hindu milliyetçisi tarafından öldürülmüş olsa da Gandhi’nin fikirleri ve mirası yaşamaya devam etmiştir. Günümüzde dünyanın birçok yerinde “Gandhi” ismi yalnızca tarihî bir kişiliği değil; dürüstlüğü, tevazuyu, şiddet karşıtlığını, ahlaki tutarlılığı ve ilkelere bağlılığı simgeleyen bir kavramı ifade etmektedir. Bu nedenle siyasal tartışmalarda bir kişiye “Gandhi” benzetmesi yapılması, genellikle onun güçten ziyade ilkelere dayanan, uzlaşmacı ve ahlaki bir liderlik anlayışını temsil ettiği yönündeki algıyı yansıtmaktadır.
Türk Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında doğrudan olmasa da dolaylı katkısı bulunan liderlerden biri Mohandas Karamchand Gandhi’dir. Hindistan’ın Britanya sömürge yönetiminden bağımsızlık mücadelesinin en önemli önderlerinden olan Gandhi’nin öncülük ettiği Swadeshi (yerli malı kullanma) ve İngiliz mallarını boykot hareketleri, özellikle İngiliz tekstil sanayisini hedef almıştır.
Gandhi liderliğinde Hindistan’da gelişen kitlesel direniş hareketi ve İngiliz ekonomik çıkarlarını hedef alan boykot kampanyaları, I. Dünya Savaşı sonrasında zaten ciddi ekonomik ve siyasi sorunlarla karşı karşıya bulunan Britanya İmparatorluğu üzerindeki baskıyı artırmıştır. Bu gelişmeler, İngiltere’nin Anadolu’daki Türk direnişini bastırma yönündeki kararlılığını zayıflatan ve bu politikanın en güçlü savunucularından olan David Lloyd George hükümetinin düşüşüne giden süreci etkileyen faktörler arasında kabul edilmektedir.
Fiziksel benzerliğinden mi, yoksa siyaset sahnesine ilk çıktığı yıllarda AK Parti’li aktörlerle girdiği tartışmalarda sergilediği sakin ve ölçülü tavrından mı kaynaklandığı bilinmez; Kemal Kılıçdaroğlu uzun yıllar boyunca kamuoyunda “Gandhi Kemal” olarak anılmıştır. Gerçekten de siyasi kariyerinin yükselişe geçtiği dönemde ve CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturduğu ilk yıllarda, bürokratik geçmişinin herhangi bir yolsuzluk veya şaibeyle ilişkilendirilmemiş olması da bu algıyı güçlendirmiştir. Bu nedenle “Gandhi” yakıştırması, o yıllarda Kılıçdaroğlu’nun üzerinde pek de eğreti durmamış, aksine kamuoyunda oluşturduğu dürüst, mütevazı ve uzlaşmacı siyasetçi imajını tamamlayan bir nitelendirme olarak kabul görmüştür. Selefi Baykal’ın sert ve öfkeli söylemlerine nazaran daha nezaketli ve itidalli duruşu, ona atfedilen Gandhi yakıştırmasının haklı bir nitelendirme olduğu yönündeki izlenimi güçlendirmiştir.
Nitekim 2017 yılında gerçekleştirdiği Adalet Yürüyüşü de birçok gözlemci tarafından Gandhi’nin sömürge yönetimine karşı başlattığı meşhur Tuz Yürüyüşü ‘nün modern bir siyasi yansıması olarak değerlendirilmiştir. Kılıçdaroğlu’nun o dönemde benimsediği söylem ve siyaset tarzı da onu destekleyenler nezdinde “Gandhi Kemal” imajını daha da pekiştirmiştir.

Gandhi Kemal olarak başladığı siyasi yolculukta Kemal Kılıçdaroğlu, zaman içerisinde aldığı seçim sonuçlarının da etkisiyle kamuoyundaki bu imajını giderek kaybetmiştir. 2009 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde yüzde 36,8 oy almasına rağmen seçimi kazanamamış, CHP Genel Başkanı olduktan sonra partisini girdiği 2011 Genel Seçimlerinde yüzde 25,98’e, Haziran 2015 seçimlerinde yüzde 24,95’e, Kasım 2015 seçimlerinde ise yüzde 25,32’ye taşımış ancak iktidar alternatifi olabilecek bir siyasal ivme yaratamamıştır. 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteklediği Ekmeleddin İhsanoğlu yüzde 38,44 oyda kalırken, 2018 seçimlerinde CHP’nin adayı Muharrem İnce yüzde 30,64 oy almıştır. Nihayet 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bizzat aday olan Kılıçdaroğlu, ilk turda yüzde 44,88, ikinci turda ise yüzde 47,82 oy almasına rağmen Recep Tayyip Erdoğan karşısında mağlup olmuştur.
Arka arkaya yaşanan bu başarısızlıklar, kamuoyunda yalnızca seçim stratejilerinin değil, Kılıçdaroğlu’nun liderlik tarzının da daha yoğun biçimde sorgulanmasına yol açmıştır. İlk yıllarında sakin, uzlaşmacı ve itidalli bir siyasetçi olarak görülen Kılıçdaroğlu’nun kullandığı dil zamanla daha sert ve daha çatışmacı bir karakter kazanmıştır. Ancak dikkat çekici olan husus, ana muhalefet lideri olarak iktidara karşı etkili ve sonuç alıcı stratejiler geliştirmekte zorlanan Kılıçdaroğlu’nun, söz konusu parti içi rakipleri olduğunda çok daha maharetli, yaratıcı ve kararlı siyasi hamleler ortaya koyabilmesidir. Bu durum, parti içindeki birçok muhalif tarafından sıkça dile getirilen eleştirilerden biri hâline gelmiştir.
Bu eleştirilerin en yoğunlaştığı dönemlerden biri ise 2023 seçimlerine giden süreçte oluşturulan Altılı Masa olmuştur. Kılıçdaroğlu, ittifaka dahil olan ve kamuoyu desteği oldukça sınırlı olan bazı siyasi partilere CHP listelerinden milletvekilliği kontenjanları tahsis etmiş, böylece bu partilerin parlamentoda temsil edilmesini sağlamıştır. Destekçileri bu tercihi geniş tabanlı bir demokratik ittifak kurma stratejisi olarak değerlendirirken, karşıtları ise bu hamlenin cumhurbaşkanlığı adaylığını garanti altına almak amacıyla tasarlanmış bir siyasi mühendislik operasyonu olduğunu ileri sürmüştür. Bu görüşe göre, CHP’nin oylarıyla seçilen milletvekillikleri karşılığında küçük partilerin siyasi desteğinin temin edilmesi, aday belirleme sürecinde ortaya çıkabilecek itirazları etkisizleştiren ve Kılıçdaroğlu’nun adaylığını güçlendiren bir mekanizma işlevi görmüştür.
Tam da bu noktada “Gandhi Kemal” imajı ile ortaya çıkan siyasal profil ile sonraki yıllarda sergilenen siyasi pratik arasındaki tezat belirginleşmektedir. Çünkü Gandhi’nin siyasal mirası, ilkelere bağlılık, ahlaki tutarlılık, araç ile amaç arasındaki uyum ve kişisel iktidar arayışından uzak durma anlayışı üzerine inşa edilmiştir. Buna karşılık Kılıçdaroğlu’nun özellikle son yıllardaki siyasi tercihleri, destekçileri tarafından meşru ve gerekli taktik hamleler olarak görülse de muhalifleri tarafından parti içi iktidarın korunmasına yönelik pragmatik manevralar şeklinde yorumlanmıştır. Böylece bir zamanlar dürüstlük, sadelik ve ahlaki siyaset anlayışının sembolü olarak görülen “Gandhi Kemal” imajı, yerini giderek daha fazla siyasi hesapçılık ve güç mücadelesi tartışmalarının gölgesinde kalan bir liderlik algısına bırakmıştır.
Modern edebiyatın en çarpıcı eserlerinden biri olan Yüzüklerin Efendisinin yazarı J.R.R. Tolkein bir çok güçlü karakter etrafında hikayesini geliştirmiştir. Bu karakterlerden hikayesi en trajik ve etkili olanlardan birisi de Gollum’dur.
Gollum, modern edebiyatın en trajik ve karmaşık karakterlerinden biri olarak kabul edilir. J. R. R. Tolkien onu yalnızca bir kötü karakter olarak değil, ahlaki çöküşün, takıntının ve içsel bölünmenin sembolü olarak kurgulamıştır.
Karakterin asıl adı Sméagol‘dür. Hobbit benzeri bir halktan gelen sıradan bir varlıkken, kuzeniyle birlikte Güç Yüzüklerinin hepsine hükmeden Tek Yüzük’ü bulur. Yüzüğü gördüğü anda ona sahip olma arzusu öylesine güçlenir ki kuzenini öldürerek yüzüğü ele geçirir. Bu ilk cinayet, karakterin ahlaki çöküşünün başlangıcıdır. Sméagol yüzüğü ve onun bahsettiği gücü takıntı haline getirir ve zamanla yüzük yani güç onu evrimsel bir değişime sokar ve zamanla Sméagol sadece karakter olarak değil varlık olarak da değişir ve Gollum ortaya çıkar. Sméagol’dan Golluma dönüşümde ki en trajik değişim ahlaki boyutta ortaya çıkar. Masum bir varlık olan Sméagol ahlaki olarak gaddar, güce bağımlı olan ve o gücü ele geçirmek ve muhafaza etmek için en yakınlarını bile gözünü kırpmadan yok edecek bir kişilik kazanmasıdır. Tolkien’in kurgusunda Gollum, insanın güç, iktidar ve sahip olma arzusunun etkisi altında nasıl değişebileceğinin sembolü hâline gelir.
Karakterin en dikkat çekici yönü, içinde aynı anda iki farklı kişiliğin yaşamasıdır. Bir tarafta geçmişteki vicdanını, merhametini ve insani yönlerini temsil eden Sméagol; diğer tarafta ise sahip olma hırsı, korku ve takıntı tarafından şekillenen Gollum bulunmaktadır. Bu nedenle Gollum, yalnızca bir karakter değil, idealler ile çıkarlar, ilkeler ile iktidar arzusu arasındaki bitmek bilmeyen mücadelenin alegorik bir temsilidir.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi kariyerinin son perdesinde kendisini “Gollum” benzetmesini haklı kılacak adımlar atması ibretliktir. Çünkü bu benzetmenin temelinde fiziksel görünüm değil, bir zamanlar temsil edildiği düşünülen değerler ile son dönemde sergilenen siyasi tutumlar arasındaki mesafe bulunmaktadır.
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı sonrasında başlayan ve nihayetinde mahkemenin tartışmalı butlan kararıyla yeni bir boyut kazanan süreç, bu dönüşüm tartışmalarını daha da görünür hâle getirmiştir. Kılıçdaroğlu’nun, krizin henüz derinleşmediği aşamalarda takınacağı tavırla mahkeme tarafından verilecek butlan kararını işlevsiz kılması, en azından bu süreçte kendisine yapılacak bir yetkilendirme veya görevlendirmeyi kabul etmeyeceği veya istifa edeceğini deklare etmesi, bugün CHP’nin yasadığı krizin yaşanmamasına veya gerilimin büyümesini engelleme imkânına sahip olduğu yönünde yaygın değerlendirmeler yapılmıştır. Buna rağmen sürecin giderek sertleşmesine engel olmaması, hatta mahkeme kararının ardından takındığı tavırla zamanında kendisine Gandhi tanımlamasını yakıştıran ciddi kesimlerin hayal kırıklığına hatta öfkesine yol açmıştır.
Özellikle yıllarca yargı bağımsızlığını eleştiren, adalet sistemine duyduğu güvensizliği Adalet Yürüyüşü gibi sembolik bir siyasi eylemle ortaya koyan bir siyasetçinin, çok sayıda saygın anayasa ve kamu hukuku uzmanının kararın hukuki dayanaklarına yönelik eleştirilerine rağmen söz konusu butlan kararını fiilen benimsemesi hayret vericidir. Daha da önemlisi, bu kararın infazı sonucunda yeniden genel başkanlık makamına dönmeyi kabul etmesi, birçok gözlemci tarafından siyasi ve ahlaki açıdan sorgulanmıştır.
Genel Merkezin bizzat Kılıçdaroğlu’nun avukatlarının talebi ile polisin zor kullanması sonucu tahliye edilmesi, CHP’nin tarihsel hafızası açısından ayrıca sembolik bir anlam taşımaktadır. Bir dönem parti içi demokrasiyi, uzlaşıyı ve çoğulculuğu savunan bir lider olarak görülen Kılıçdaroğlu’nun, böylesine tartışmalı bir süreçte makamı devralması, seçmenleri kadar eski yol arkadaşları arasında da ciddi rahatsızlık yaratmıştır.
Kılıçdaroğlu ve arkdaşlarının mahkemenin tedbir kararı nedeniyle kurultay kararı alma yetkisinin bulunmadığını savunurken partinin önde gelen isimlerini disipline sevk etmeleri bir başka çelişki olarak dikkat çekmektedir. Bir taraftan “yetkisiz” olduğu ileri sürülen bir yönetimden söz edilirken, diğer taraftan parti içi tasarrufların ve disiplin işlemlerinin sürdürülmesi, açık bir tutarsızlıktır.
İşte tam bu noktada Tolkien’in Gollum karakterine yapılan göndermenin anlamı ortaya çıkmaktadır. Çünkü Gollum, başlangıçta kötü bir karakter değildir; onu trajik kılan şey, sahip olduğu şeye duyduğu bağlılığın zamanla bütün diğer değerlerin önüne geçmesidir. Bir zamanlar ilkeleriyle, dürüstlüğüyle ve mütevazı duruşuyla anılan “Gandhi Kemal” imajının; yıllar içerisinde seçim yenilgileri, parti içi güç mücadeleleri ve nihayet butlan krizindeki tercihleri nedeniyle “Gandi Kemal” “Gollum Kemal” olarak anılır hale gelmiştir.
Bu değerlendirme doğru ya da yanlış bulunabilir. Ancak inkâr edilmesi zor olan husus şudur: Bir zamanlar siyasi rakipleri tarafından dahi dürüstlüğü ve kişisel mütevazılığı teslim edilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi kariyerinin son dönemine ilişkin tartışmalar artık seçim performansından çok, güce, makama ve parti içi iktidara ilişkin tercihleri etrafında şekillenmektedir. Belki de “Gandhi Kemal” ile “Gollum Kemal” arasındaki mesafe tam olarak burada ortaya çıkmaktadır. Birinde makamdan bağımsız ilkeler ön plandayken, diğerinde ilkelerin makam mücadelesinin gölgesinde kalıp kalmadığı sorusu giderek daha yüksek sesle sorulmaktadır.



