Ana Sayfa Dış Politika KKTC’den veya Lazkiye’den Akkuyu’ya S 400 Kalkanı

KKTC’den veya Lazkiye’den Akkuyu’ya S 400 Kalkanı

0
101

Türkiye son 1.5 yıldır Rusyadan S 400 füze savunma sistemi alıp almamayı tartışmaktadır. Esasında hem Türk hükümeti hem de Rus muhattapları açısından bu füze sistemlerine ilişkin anlaşma yapılmış ve tamamlanmış bir anlaşma olarak ifade edilmektedir. Her iki ülke yetkilileri yapılan anlaşma kapsamında Türkiye’ye füze bataryalarının Haziran 2019 tarihinde teslim edileceğini bir çok kez ifade etmişlerdir.

Türkiye, uzun zamandan bu yana hava savunma sistemini güçlendirmek ve füze saldırılarına karşı etkin bir savunma imkanına kavuşmak amacıyla bir çok girişimde bulunmuştur. İlk olarak ABD’den Patriot savunma sistemlerinin satın alınması noktasında görüşmeler başlamıştır. 2011 yılının başında başlayan bu görüşmeler maliyet ve teknoloji transferi gibi gerekçeler ile sonuca ulaşmamıştır. Türkiye daha sonra 2013 senesinde füze savunma sistemi ihalesi yapmıştır. Bu ihalede; Çin’in FD-2000 füze sistemi, Rus S-400, Amerikan Patriot, İtalyan-Fransız Samp-T firmaları ihaleye katılmış ve ihalede en iyi teklifi veremesinin yanı sıra teknoloji transferi imkan ve olanaklarını sunan Çin firması kazanmıştır. Bu ihalenin toplam maliyeti ise o tarihte 3 Milyar 400 Milyon ABD doları olarak açıklanmıştır.

Söz konusu ihalenin Çin firması tarafından kazanılmasından sonra ki süreçte de hem NATO’dan hem de ABD’den Türkiye’ye söz konusu ihalenin fesih edilmesi yönünde uyarılar ve açıklamalar gelmeye başlamıştır. Türkiye yaşanan süreç içerisinde, Kasım 2015 tarihinde söz konusu ihaleyi iptal ettiğini ve Çin firmasından bu alımın yapılmayacağını duyurmuştur. Türkiye iptal gerekçesi olarak Çin firmasının taahhütlerini yerine getiremeyeceği ve sistemin ihale şartnamesinde yer alan teknik nitelikleri karşılamadığını ileri sürmüştür.

Türkiye geçen zaman içerisinde, özellikle İran, İsrail ve Suudi Arabistan başta olmak üzere, bölge ülkelerinden kendisine yönelik füze saldırı riskini artıran gelişmelerin yasanması sebebiyle füze savunma sistemi ihtiyacını tekrardan gündemine almıştır.

Türkiye özellikle 15 Temmuz kanlı darbe girişiminden sonra Rusyayla, uçak ve Büyükelçi Karlov suikastinden sonra, kopma noktasına gelen ilişkilerini hızlı bir şekilde toparlamıştır. Her iki ülke arasında yaşanan bu iyileşme sürecinde Türkiye ve Rusya, S 400 hava savunma sistemlerinin satın alınması konusunda mutabakata varmışlardır.

İki ülke arasında varılan mutabakatta artık sona gelinmiştir. Türk yetkililer en üst düzey isimlerin ağzından Rusya ile varılan anlaşmadan bir geri dönüşün mümkün olmadığını açıkça ve defaatle dile getirmişlerdir. Hem Rus hem de Türk yetkililer S 500 sistemlerinin ortak geliştirilmesi noktasında da mutabakata vardıklarını açıklamaktadırlar.

Eğer S 400 sistemleri Türkiye’ye teslim edilirse, Türkiye bu sistemlere sahip ilk NATO müttefiki ülke olacaktır. Bir çok uzman bu konuda Yunanistanın da S 300 sistemlerine sahip olduğunu hatta eski doğu bloku ülkelerinden olan Slovakya ve Bulgaristanda da S 300 sistemlerinin varlığını dile getirilmektedir.

CAATSA Yaptırımları

ABD yetkilileri, 2017 senesinde ABD Kongresinin kabul ettiği ve Türkçeye ABD’nin Hasımları ile Yaptırım Yoluyla Mücadele Yasası olarak çevrilebilecek CAATSA yaptırımları kapsamına Türkiye’nin de gireceği yönünde uyarılar yapmaktadır. ABD bu yasayı 2016 senesinde Obama zamanında Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesi nedeniyle uygulamaya koyduğu yaptırımlarının devamı olarak kabul etmiştir. Yasanın ana hedefi Rusya’nın petrol, gaz, savunma, güvenlik ve finans sektörleridir.

CAATSA yapısı gereğince Başkana yaptırım konusunda tercih sunmasına karşın yaptırım uygulayıp uygulamama konusunda bir esneklik veya tercih imkanı bırakmamaktadır. Yasaya göre Başkan, yasada belirtilen sektörler ile alışveriş ilişkisine giren kişi veya kurumlara karşı yasada yer alan 12 yaptırımdan en az beşini uygulamaya koymak zorundadır. Bu nedenle S 400’ün herhangi bir parçası Türkiye’ye geldiğinde bu yaptırımların uygulanması ABD için bir zorunluluktur.

Bu çerçevede Başkanlık; Amerikan yatırımlarına yasak koyma, uluslararası finans kurumlarının kredilerini yasaklama, vize sınırlaması, Amerikan bankalarının yardımlarını askıya alma gibi bir dizi yaptırım arasında seçtiği 5 adet yaptırımı uygulamaya koyacaktır.

ABD, CAATSA kapsamında Çin’e Rusya’dan askeri ekipman aldığı gerekçesi ile yaptırım uygulamış durumdadır. Buna ek olarak, Rusya ile 5.4 Milyar Dolarlık S 400 anlaşmasını imzalayan Hindistan’da ABD’nin yaptırım tehditlerinden nasibini alan ülkeler arasındadır. Türkiye’yi Hindistan’ın konumundan daha da zorlu bir noktaya iten durum ise Türkiye’nin NATO üyesi olmasıdır.

NATO sorunsalı

Türkiye, NATO üyesi olması nedeniyle, ittifaka ve ittifak üyesi ülkelere karşı belli askeri taahhütler altında olan bir ülkedir. Bu kapsamda Türkiye’nin NATO ve müttefik ülkeler ile istihbarat paylaşımı ve NATO ile uyumlu bir erken uyarı sistemini faal tutma yükümlülüğü vardır.

S 400 bir hava savunma sistemi olarak; radar, uydu ve erken uyarı uçak sistemleri ile desteklenmelidir. Bu destek olmaksızın, S 400 kendi ana radar sistemi ile 120 Km mesafeden gelen saldırılara karşı etkin bir ekipmanken, radar ve uydu sistemleri desteği ile bu mesafe 600 km kadar çıkmaktadır.

Türkiye S 400 sisteminden tam kapasite istifade etmek ve sistemi balistik ve seyir füzelerine karşı bir füze savunma sistemi olarak kullanmak arzusunda ise mecburen NATO müttefikleri ile paylaşımlı olan radar sistemlerine Rus yapımı S 400’leri entegre etmesi gerekecektir. Bu durumda ise teknik imkansızlıkların mevcut olduğu iddialarının yanı sıra Rusya’nın S 400 sistemi üzerinden NATO sistemlerinden bilgi sızdırmasının mümkün olacağı iddiaları da dile getirilmektedir.

NATO uzmanları açısından en kafa karıştıran konu ise Rusya’nın stratejik bir silah olarak gördüğü S 400 sistemlerini Türkiye NATO şemsiyesi altındayken neden verdiği sorusudur. Gerçektende Türkiye S 400 sistemini elde ettiği anda itibaren bu sisteme ilişkin tüm teknik bilgi ve sistemin imkanlarını bir NATO ülkesi olarak incelenme imkanına sahip olacaktır. Bu durumun ise Rusya’nın savunma sistemleri açısından bir zaafiyet yaratma endişesinin Rusya tarafından neden göz ardı edildiği kafalarda ciddi soru işaretleri yaratmaktadır.

Kontrollü Gerilim Tezi

Hem CAATSA yaptırımları olasılığı, hem de NATO çerçevesinde Türkiye’nin karşılasacağı sıkıntıları önceleyen uzmanlar Türkiye’nin S 400 sistemlerini almayacağını ve anlaşmanın bir şekilde bozulacağını öngörmektedirler.

Bu yaşanan sürecin ise Türkiye tarafından ABD ile Suriye ve 15 Temmuz gibi tartışmalı ve çatışmalı konularda müzakere için bilinçli ve kontrollü bir şekilde yükseltilen bir gerilim olarak değerlendirme eğilimindeler. Bu görüşü savunanlar, Rusya’nın kritik nitelikteki bu savunma sisteminin bir NATO ülkesine veremeyeceğini de tezlerine dayanak yapmaktadırlar.

Türk ve Rus yetkililerin açıklamaları incelendiğinde ise her iki ülke açısından bu sözleşmeden vazgeçmek gibi bir opsiyonun pek mümkün olmadığı görülmektedir. Bu nedenle Türkiye-ABD arasında kontrollü gerilim olduğu yönündeki iddia çok sağlıklı bir değerlendirme bizce değildir.

Akkuyu Çözüm Olur mu?

ABD Senatosu CAATSA’ya ek olarak Türkiye’nin F-35 projesinden de çıkarılmasına ilişkin yasa tasarısı hazırlamaktadır. Bu yasa tasarısına temel teşkil eden iddia ise hayalet uçak olarak tanımlanan F-35 lerin S-400 sitemine sahip bir ülkenin silah envanterinde bulunması durumunda F-35’lerin Stealth özelliklerinin Ruslar tarafından ele geçirilebileceği kaygısıdır. Bu iddiaların yersiz olduğu ve teknik olarak bir anlam taşımadığı yönünde savunma yapan Türkiye, ABD’li uzmanların katılımı ile ikili heyetlerin çalışmasını talep etmiştir. Bu yönde heyetlerin çalışmaya başladığı Milli Savunma Bakanı tarafından açıklanmıştır.

Türkiye kendisi açısından hem ekonomik olarak hem de askeri olarak ciddi maliyetler barındıran S 400 sistemlerini alabilir mi? Gelinen nokta itibariyle Türkiye’nin tehditler karşısında bu sistemlerin alımından vazgeçtiği yönündeki bir algının oluşması da Türkiye’nin ulusal gururu açısından ciddi bir yıpranmaya yol açacaktır. Rahip Brunson, Deniz Yücel vb meseleler ile ciddi şekilde sarsılan ulusal itibarın bu şekilde bir teste tabi tutulmasını Türkiye göze alabilir mi?

Tüm bu hususlar incelendiğinde Türkiye S 400 meselesinde Akkuyu nükleer santrali üzerinden bir çıkış bulması mümkün olabilir mi?

Akkuyu’da Rus ortaklığı ile inşaa edilen santral Türkiye’nin ilk nükleer santrali olacak. Dünya’da bir çok nükleer santral için terör ve askeri saldırı risklerine ilişkin değerlendirmeler ve güvenlik önlemleri geliştirilmektedir. Akkuyu’nun coğrafi konumu dikkate alındığında KKTC’de konuşlandırılan bir S 400 sistemi ile olası hava saldırılarına karşı güvenlikli kılınması mümkündür. KKTC’nin uluslararası hukuk alanındaki tartışmalı ve riskli yapısına karşın Türkiye Rusya’dan satın alacağı S 400 sistemlerinin Rusya’nın Lazkiye’de yer alan üssüne konuşlandırılmasını tercih eder mi?

Lazkiye-Akkuyu arasında 470 km bir mesafe söz konusudur. Coğrafi olarak Lazkiye’ye yerleştirilecek bir S 400 savunma sistemi Akkuyu’yu teknik olarak koruma imkanına sahiptir. Bu şekilde bir çözümde Rusya Akkuyu gibi bir yatırımını da koruma altına almış olacaktır. Bu çözüm ile Türkiye ise NATO ve ABD ile yasayacağı olası bir krizi yasamadan Rusya’ya vermiş olduğu taahhüdü de yerine getirebilecektir. Sistemin Türk subayların kontrol ve denetiminde olup olamayacağı ise bu çözümün en muğlak ve zorlu kısmı olarak ortada durmaktadır.

Murat Keçeciler

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here