Ana Sayfa Dış Politika Küreselleşmenin Sonu mu?

Küreselleşmenin Sonu mu?

0
98

Trump, Brexit ve Dağılan İttifaklar Sistemi

Tarihler 25 Aralık 1991 gösterdiğinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin (“SSCB”) son lideri olan Mihail Sergeyeviç Gorbaçov 1985 yılında devraldığı görevinden istifa ettiğini açıklamıştı.  Bu açıklama ile birlikte, 1917 komünist devriminden bu yana dünya sahnesinde yer alan ve İkinci Dünya Savaşı sonrası aralanan “Soğuk Savaş” döneminin en önemli aktörü hızla tarih sahnesinden çekilmiş oldu.

Sovyetlerin yıkılması ile yeni bir süreç başladı
Bu çekilmeyle birlikte, dünya yeni bir döneme merhaba dedi.  Bu dönem; tek kutuplu, tek odaklı ve bu odağın merkezinde yer alan ABD’nin politikalarının asıl belirleyici olduğu ve bugüne kadar da böyle devam etmiş bir süreçtir.
ABD ve ona bağlı sermaye bu dönemde tüm dünyaya yayılarak, etkinliğini ve verimliliğini temin için dünya çapında ortaklıklar ve yatırımlara girişmiştir.  Bu süreçte, çok uluslu ekonomik ve ticari bölgelerin kurulması, gümrük tarifelerinin indirilmesi, kota ve tarife dışı engellerin kaldırılması eliyle ekonomik verimliliğin maksimize edilmesi amaçlanmıştır.  Bu yeni dönemde ulusal hedeflerin ötesinde, bölgesel ve küresel hedefler sermayenin ve isletmelerinin ana hedefi haline gelmiştir. Ekonomik faaliyetlerin ve çıkarların ülke sınırlarının ötesine taşındığı bu dönem “küreselleşme ” ifadesi ile tanımlanmıştır.
Küreselleşme taraftarları ekonomik entegrasyonun ve iş birliğinin artması ile kültürlerin, toplumların ve devletlerin birbirine daha yakınlaşacağını ve bu sayede küreselleşmenin dünya barışına ve refahına olumlu bir etkisi olacağı iddiasını ve ön görüsünü ortaya atmışlardır .
Soğuk savaşın tüm stratejisi, yıkıcı bir karşılıklı silahlanma ve bu silahlanma ile sağlanan yıkıcı güç dengesi üzerine kuruluyken, soğuk savaş sonrası dünya,  entegrasyon ve iş birliğinin esas alındığı ve karşılıklı paylaşıma dayalı birlikteliklerin geçerli kılınacağı öngörüsünden dayanmıştır.  Özelikle, ikinci dünya savaşı sonrası Avrupa birleşmesi bu tezin en önemli dayanağını teşkil etmiştir.
Ekonomik büyüme rakamlarına özelinde yapılan inceleme, soğuk savaş sonrası süreçte ekonomilerin ölçek olarak ciddi büyüme rakamlarına ulaştıklarını ve verimliliğin artığını veri olarak ortaya koymaktadır. Son 10 yıllık süreç bir tarafa konduğunda, küreselleşme taraftarlarının iddialarının ve öngörülerinin, beklentileri karşılandığını ifade etmek doğru olacaktır.  Ne var ki, bu performans daimi olmamış ve günümüz koşullarında küreselleşme soncu dünyada refahın adil ve etkin bir şekilde yayıldığını ve paylaşıldığını ifade etmek pek mümkün değildir.
kürselleşmenin sonuKüreselleşme ile sermayenin geniş ve hızlı hareket alanı bulması, ekonomik krizlerin artık bölgeler ve ülkeler ile sınırlı kalmamasına ve dünyanın bir bölgesinde meydana gelen ekonomik sorunların tüm ekonomilere etki etmesine yol açmıştır.  Dünya devletleri, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine odaklanma konusunda karşılıklı mutabakatlarını ortaya koymalarına rağmen, bu konuda elle tutulur somut gelişmeler ve adımlar halen atamamışlardır.  Küreselleşme sürecinin somut ve doğru uygulama örneği olarak ortaya konulan Avrupa Birliğinin son on yıldır yasadığı durağanlık ve kendini tekrarın ötesine geçmeyen kısır hamleleri, Birliğin üyelerinin ve paydaşlarının, Birliğe duyduğu güveni hızla erozyona tabi tutmaktadır.  BREXIT süreci ve arkasından yaşanan gelişmeler, Avrupayı soğuk savaş öncesi parçalı ve çatışmalı günlerine döndürmeye namzettir3.  Yükselen ve güçlenen milliyetçi siyasi hareketler, bu yönüyle izdıraplı ve sıkıntılı bir hafızaya sahip Yaşlı Kıtayı eski korkuları ile tekrar yüzleştirecek endişesi sık sık dillendirilir hale gelmiştir.
Trump

Atlantik okyanusunun diğer yakasında ise, Trump‘ın seçimleri kazanması ve seçim sürecinde ortaya koyduğu söylemler, Küreselleşmenin sonu mu geliyor? sorusunun zihinlerde daha yer etmesine yol açmıştır.  Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan yeni dünya düzeninde, Birleşik Devletler en üst yöneticisi olan Trump’ın ağzından NATO ve BM gibi soğuk savaş sonrası yapıları sorgular bir dil kullanır hale gelmiştir.  Trump Başkanlığında ABD’nin Başkan Willsondan bu yana izlediği dışa açık ve proaktif politikasını değiştirme olasılığını ortaya çıkmıştır.  ABD tarihinde hiç olmadığı bir şekilde içe kapanma sinyalleri ve söylemleri veren bir başkanın kontrolüne geçmiştir.  Ekonomik liberalizmin temel kurallarına tezat bir çok söylem Trump tarafından seçim kampanyasında ve sonraki süreçte dillendirilmiştir.  Trump’ın yönetimi altındaki ABD’nin tüm dünya da kaygı uyandırdığı açıktır.

Ekonomi alanında küreselleşmenin karnesinde kırıklar olsa da genelde artıların fazla olduğunu ifade etmek gerekir.  Peki güvenlik ve siyasi işbirliği alanında küreselleşme dönemi nasıl bir seyir izlemiştir.
Soğuk savaş sürecinde; Kore, Vietnam, Afganistan, İran-Irak gibi büyük çaplı çatışma alanlarının mevcudiyetine  rağmen, insanlık soğuk savaş öncesi dönem de olduğu gibi topyekun savaşlara maruz kalmamıştır.  Soğuk savaş dönemi çatışmaları ile kıyaslandığında, küreselleşme sürecinde yaşanan Bosna, Afganistan, Irak ve Suriye çatışmaları bölgesel olarak kalmıştır.  Küreselleşme ile birlikte yaşanan temel güvenlik sorunu uluslararası terör örgütleri ve bunların faaliyetleri olarak kendisini göstermiştir.
küreselleşmenin sonu muSoğuk Savaş dinamikleri içinde ortaya çıkan, BM ve NATO gibi örgütlerin son dönem performansları kimseyi memnun eder gözükmemektedir.  BM’in Bosna ve Afganistan’da yaşattığı hayal kırıklıkları sonucu, Örgütün mevcudiyeti ciddi ölçüde sorgulanmıştır.  11 Eylül sonrası Irak’a müdahale sürecinde ABD ve İngiltere tarafından BM’nin sahte belgeler ile karar alma süreçlerinin etkilenme çabası, örgüt işleyişinin ne denli zaaflar barındığına örnek olarak hafızalardaki tazeliğini korumaktadır. BM’nin daha sonra, Suriye meselesinde yaşanan insanı drama etkin bir şekilde çözüm üretememesi de Örgüte olan inancı çok geriletmiştir.
NATO işe soğuk savaşın bir sonucu olarak kurulmuş bir örgüt olarak, soğuk savaş sonrasında tam bir hedef kaybına uğramıştır.  Varlık sebebini yitiren NATO’ya yeni misyonlar belirlenmeye çalışılmış ama bunlardan da bir sonuç elde edilememiştir.  Artık günümüzde, kaynak sağlayıcıları açısından NATO,  bütçelerine anlamsız bir yük olarak görülmektedir.
Küreselleşme ile yaşanan ekonomik krizlerin geniş alanlara yayılmasının ve süre olarak uzamasının önüne geçilememesi toplumları içe ve koruyucu duvarların arkasına kapanmaya itmektedir.  Bölgesel geri kalmışlık ve çatışmalar sonucu oluşan kitlesel göçlerin tarihteki en yüksek  seviyeye ulaşması ile ortaya çıkan sorunlar, ekonomik olumsuzluklar ile birleşince liberal demokrasilerden hızla uzaklaşmayı tetiklemektedir.  Dünya karşılıklı iş birliğinden ve paylaşımdan, içe kapanan ekonomik ve siyasi söylemlerin yaygınlaştığı bir sürece hızla savrulmaktadır.  Bu karışık süreçlere, küreselleşen terör örgütlerinin eylemleri eklenince, güvenlik stratejileri ile içe kapanma ve ötekine güven duygusunun azalması hızla ön plana çıkmaktadır.
Almanya’da merkezi bütçenin 6 milyar Avro fazla vermesi ile başlayan tartışmalar, insanlığın karşı karşıya olduğu bu yeni trendi anlamak için fikir vericidir.  Merkel ve yönetimi 6 milyar Avro fazla vermekten dolayı tebrik edilmek ve övgü almak yerine, uyguladığı göçmen politikası ile (göçmenlere harcanan 9 milyar Avro) bütçe fazlasını azaltmaktan dolayı eleştirilmektedir.  Almanya’da bu 6 milyar Avro’nun nasıl kullanılacağı yolunda yapılan tartışmalar incelendiğinde ise AB’nin lokomotifi olan bu ülkenin AB değerlerinden ne denli uzaklaşmaya başladığını görmek şaşırtıcı olmayacaktır.
Fransa’da Le Pen başkanlığındaki hareketin, her seçim üzerine hatırı sayılır bir oy ekleyerek büyümesi, İtalya’da son anayasa değişikliği talebinin ret edilmesi, Almanya’da yerel seçimlerde aşırı sağcı hareketlerin genişlemesi ve güçlenmesi, Liberal Demokrasinin savunucuları için önemli ve son ikazlar olarak anlamak ve değerlendirmek gerek.
Küreselleşmenin vaat ettikleri ile gerçekleştirdikleri arasındaki makası kapatmaya muktedir olunamaz ise liberal demokrasilerin ve özgür düşüncenin rafa kalktığı bir dönemin başlaması maalesef kaçınılmaz olacaktır.  Bu sebeple, liberal demokratik değerleri savunanların söylem ile eylem birliğini ivedilikle yakalaması, refah dağılımında adaleti en hızlı şekilde tesis etmesi, uluslararası siyasi çatışmalara kalıcı ve tatmin edici çözümler bulmaları gerekmektedir.  Yoksa insanlık tarihindeki kanlı sayfalara yenilerini hızlı bir şekilde eklemeye devam edecektir.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın