Terörü Siyaset Dili Olarak Kullanmanın Bedeli

0
79

Türkiye 15 Ağustos 1984 yılından bu yana PKK terör örgütünün terörist eylemleri ile mücadele etmektedir. Yıllar içerisinde Türkiye terör konusunda bir çok farklı stratejiyi uygulamaya koymasına rağmen, eli kanlı bu örgütün faaliyetlerini 35 senedir sonlandırma imkanı bulamamıştır.

Söz konusu örgütte, bu süreç içerisinde çok farklı stratejiler geliştirmiştir. Türkiye açısından en sakıncalı ve sorunlu olan nokta ise bu örgütün Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının temsilcisi konumuna kendisini taşıma çabası olmuştur. Son 10 yıllık süreçte “Kürt siyasal hareketi” olarak tanımlanan siyasi yapının örgüt ile olan bağını koparmak bir yana daha da pekiştirmesi, açılım sürecinde örgütün hükümlü lideri konumunda olan Abdullah Öcalan’ın devlet tarafından meşru muhattap konumuna yükseltilmesi, terörle mücadele konusunda devletin uzun yıllardır aldığı pozisyon ve tavırda bir savrulmaya sebep olmuştur.

Açılım süreci sonrasında yaşanan olaylar, bu süreçte örgütün bölge halkın üzerinde yaptırım gücünü artırdığı ve sahada eylem kapasitesinde de önemli bir artış sağladığı açıktır. Son 10 yıllık süreçte, Suriye ve Irak’ın kuzeyinde devlet otoritesinin kalmaması, PKK ve uzantılarını bölgesel hedefleri arzular bir konuma taşımıştır. Türkiye’nin müttefiki konumunda olan ABD’nin artık açıktan bu örgütü muhatap alması ve silah yardımında bulunması ise Örgütün özgüveninde önemli bir artış sağlamıştır.

Türkiye, bir taraftan terör örgütü ile etkin bir mücadele yürütürken bir taraftan da güvenlik-özgürlük arasındaki dengeyi stabil tutma sorunsalı ile hep karşı karşıya kalmıştır. Kürt nüfusun seçimlerde PKK’nin siyasi uzantısı olduğunu müteahhit kereler ifade eden HDP’ye önemli destek vermesi bu zorluğu daha da artırmaktadır.

HDP’nin 2015 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile parti kapatmanın iyice zorlaştırılmasının yarattığı hukuki konfor alanını suistimal etmesi sonucunda Türkiye güvenlik-özgürlük dengesini tesis etmekte ciddi sorunlarla karşılaşmaktadır. Yapılan değişiklik ile parti sözcülerinin Mecliste kullandıkları ifade ve açıklamalar kapatma davalarında delil olarak kullanımının önüne geçilmiştir. Bu imkanı HDP’li parti sözcüleri her fırsat ve imkanda terör örgütünü övmek ve PKK ile olan bağlantılarını ifşa etme sebebi olarak kullanmışlardır.

35 yıldır PKK terörüne muhattap olan güvenlik birimlerinin terörle mücadele esnasında kullandıkları yöntemlerde de hukuki sınırları zorladıkları, bir çok olayda da bu sınırı ihlal ettikleri ise bir gerçektir. Türkiye kendi içinde çözümleyemediği bu sorun sebebiyle uluslararası arenada da sorunlar ile karşılaşmakta ve dış politika tasarım süreçlerinde istemediği maliyetlere katlanmak zorunda kalmaktadır.

Papadan Daha Katolik Olmak

HDP’nin açıkça terörü öven ve terörü teşvik eden tutumunun bir hukuki bedeli olmayacak mıdır? Bölgede yaşayan insanların siyasi tercihine karşılık, terör ile arasına ısrarla mesafe koymaktan kaçınan HDP’nin hukuki bir siyasi yapı olarak kabul edilmesine devam etmek mümkün müdür? Papadan daha çok katolik olmak mümkün olmadığına göre, demokrasinin kendisine yönelen bu tehdit unsurunu muhafaza ve savunması mümkün değildir.

Herri Batasuna ilkeleri

Demokrasinin gelişmesi ve etkin kılınması açısından demokrasinin savunulması ve korunması gerektiği hep dile getirilen bir konudur. Hukuk literatüründe ¨Militan Demokrasi¨ demokratik sistemi manipüle ederek ve onu istismar ederek, demokrasiyi ortadan kaldırma amacında olanlar ile demokrasinin mücadele etmesini ifade eden bir kavram olarak ortaya çıkmıştır. Son yıllarda, demokrasinin kendi kendisini müdafaası gündeme geldiğinde hep AİHM’nin Herri Batasuna kararı hemen akıllara gelmektedir.

AİHM tarafından 30 Haziran 2009 yılında İspanya’nın Bask bölgesinin ayrılması amacıyla faaliyet gösteren ETA terör örgütünün siyasi uzantısı konumunda olan Herri Batasuna partisinin kapatılmasına ilişkin verdiği kararında, Terör-Siyaset bağlantısına ilişkin ilkesel hukuki çıkarımlarda bulunmuştur.

AİHM bu emsal kararında; Herri Batasuna Partisi’nin kapatılmasına yol açan beyan ve eylemleri, toplumsal çatışma ortamı yaratmaya yönelenler ve terörizmi destekleyenler olmak üzere iki grupta topluyor. Mahkeme bu beyan ve eylemlerin terörü övdüğünü, terörist eylemleri teşvik ettiğini belirtiyor ve ETA terör örgütü tarafından ortaya konan şiddet eylemlerinin kınamamasının bu eylemlere zımni destek teşkil ettiğini, bu durumunda demokratik rejim ile bağdaşmayacağını hükme bağlıyor. Tüm bu eylemlerin demokratik toplum kavramı ile bir arada kabul edilemeyeceğini, bu nedenle de bu eylemlere imza atan partinin kapatılmasının orantılı bir eylem olduğuna karar veriyor.

Belediye Başkanlarının Görevden Alınması

2009 yılında AİHM, terör ile bağlantılı bir siyasi partinin kapatılmasının hukuki çerçevesini belirlemiş olmasına rağmen, Türkiye Ak Parti’nin kapatılmasına ilişkin davanın yarattığı kaygılar ile parti kapatılmasına ilişkin hukuki imkanları sınırlamış olmasına rağmen Batasuna kararı çerçevesinde meri mevzuat anlamında parti kapatılması ülkemizde halen mümkündür.

Yerel seçimlerin üzerinden 4,5 aylık bir süre geçtikten sonra HDP’li Mardin, Van ve Diyarbakır belediye başkanlarının terör örgütüyle iltisaklı olmak ve destek vermek iddaları ile İçişleri Bakanlığı tarafından belediye kanunun 45. maddesi uyarınca geçici olarak görevden alınması sonrasında yaşanan tartışmalar gündeme gelince Adalet ve Kalkınma partisi sözcüleri bu eylemi Herri Batasuna kararına atıf yaparak savunmuşlardır.

Öncelikle konu meri hukuk ve olması gereken hukuk açısından ele alındığında, Belediye Kanunun 45. maddesinin İçişleri bakanlığına verdiği imkanın kullanılmasında bir kanunilik sorunu söz konusu değildir. Ancak kanuni olan her eylem hukuki midir? Önemli bir hukuk felsefesi sorunsalı olan bu konuda yasal olan her eylemin hukuki olmadığını açıkça ifade etmek mümkündür.

İktidarın İnandırıcılık Sorunu

Türkiye’de son yıllarda iktidarın kendisine muhalif olan yapılara ilişkin kullandığı metodların muhalif kesim üzerinde iktidarın eylemlerinin hukukiliğine duyulan inanç açısından ciddi bir gerilemeye yol açtığı açıktır. Bu inandırıcılık sorunu iktidarın idari tedbirleri uygulaması konusunda kamuoyunda şüphe yaratması bundan kaynaklanıyor. Esasında Fransa, Portekiz, Polonya, İspanya gibi 11 AB üyesi ülkede bizim Belediye Kanunumuzda yer alan idari tedbirle görevden geçici olarak uzaklaştırmaya ilişkin yasal düzenlemenin benzeri düzenlemelerin olduğunu ifade etmek gerekir. Ancak, zarf maruf olayında olduğu gibi iktidarın dili, kullandığı yöntemin önüne geçmekte ve inandırıcılık sorununu artırmaktadır.

Terör örgütü ile arasındaki bağı her fırsatta dile getiren bir siyasi yapıya demokratik süreçleri savunan her grubun tepki göstermesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra idari tedbirlerden öte hukuki süreçlerin işletildiği bir mevzuat alt yapısının kurgulanması da gündemde yer almalıdır.

Bir Cevap Yazın